Bu soruya düşünmeden ‘evet’ diyebiliyor muyuz?
İlk köşe yazımda iç açıcı konulardan bahsedebilmeyi çok isterdim. Ancak ülke gündemimiz bu iç açıcı konuları barındırmıyor içinde.
Yoksulluk ve yoksunluk ülkedeki her insanın ortak sorunu haline geldi. Ekonomik krizin yarattığı psikolojik sorunlar insanları çepeçevre sarmış. İnsanlar evlerinde, sokaklarda, iş yerlerinde büyük bir tükenmişlik ve kaygı ile baş başa.
Gençler yani diplomalı işsizler, geleceğe dair plan yapamıyorlar. Emekliler ise bir ömür çalışmanın karşılığında hak ettikleri huzuru bulmak bir yana her gün artan enflasyon karşısında hayatta kalma savaşı veriyor.
Öte yandan ülkede önü alınamayan bir güvenlik krizi var. Kadınlar kendi evlerinde öldürülüyor. Çocuklar okul sıralarında saldırıya uğruyor. İnsanlar tatile gittikleri yerlerde denetimsizlikten hayattan kopartılıyor. Çeteler sokaklarda ellerini kollarını sallayarak geziyor.
Ülkemizdeki bu çürümüşlük tüm kuşakların ortak sorunu.
Artık mesele sadece ‘Nasıl geçineceğiz, ay sonuna nasıl yeteceğiz’ sorunu değil.
Asıl soru ‘Bu ülkede kim gerçekten güvende?’
Hiç kimsenin yarınından, hatta birkaç saat sonra ne yaşayacağından emin olamadığı bu düzende ne sokaklarımız, ne okullarımız, ne de evlerimiz bize ait.
Korkunun ve güvensizliğin bu kadar sıradanlaşmasına alışmak zorunda değiliz.
Çünkü kimsenin kendini güvende hissetmediği bir yerde, kimse gerçekten güvende değildir.