17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Ancak Sakarya açısından deprem gerçeği değişmedi. Kent; 1943, 1967 ve 1999 yıllarında yıkıcı depremler yaşadı. 1943 ile 1967 arasında 24, 1967 ile 1999 arasında ise 32 yıllık zaman dilimleri bulunurken, 1999’dan bugüne 27 yıl geçti.
Bu tarihsel tablo, Sakarya açısından önemli bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor: Bugün, yarın ya da biraz sonra yaşanabilecek yıkıcı bir deprem Sakarya için sürpriz olmayacak.
KESK Sakarya Şubeler Platformu da 17 Ağustos’un 27. yıl dönümünde bu soruya yanıt aradı: “Aradan 27 yıl geçmesine rağmen Sakarya bir depreme hazır mı?”
Platform adına açıklama yapan Eğitim Sen Sakarya Şube Başkanı Yücel Kaçar, hazırlanan raporda Sakarya’nın 1999’dan bu yana deprem hazırlığı açısından geçirdiği sürecin bağımsız bir bakış açısıyla ele alındığını belirtti.
KESK Sakarya Şubeler Platformu tarafından hazırlanan raporda şu ifadeler yer aldı:
Bugün 17 Ağustos. Büyük Marmara Depreminin 27. yıl dönümü. Tarihsel olarak bakıldığında şehrimiz; 1943,1967 ve 1999'yıllarında yıkıcı depremler yaşamış. 1943- 67 arasında 24 yıl, 1967-99 arasında ise 32 yıllık aralıklarla yıkıcı depremler yaşamış olması 1999'dan günümüze kadar geçen 27 yıllık ara, her an yıkıcı bir depremin olabileceği gerçeğini önümüze koyuyor. Yani; bugün, yarın, biraz sonra bir deprem olursa bu Sakarya için sürpriz olmaz, beklenmedik olmaz, şaşırtıcı olmaz. Peki, aradan 27 yıl geçmiş olmasına rağmen Sakarya bir depreme hazır mı?
Tam da bu bağlamda KESK Sakarya Şubeler Platformu olarak, Sakarya'daki deprem gerçeğini ve 99 depreminden bu yana ne tür gelişmeler olduğunu, şehrin depreme mental olarak hazırlık durumunu, “deprem güvenli bina” stokunu, olası bir depremde “toplanma ve tahliye alanlarının” ne durumda olduğunu araştırmak üzere hazırladığımız raporu kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, Türkiye’nin afet yönetimi ve kentleşme politikalarında bir kırılma noktası olarak sıklıkla anılır; ne var ki bu kırılmanın gerçekten yapısal bir dönüşüme yol açıp açmadığı hâlâ tartışmalıdır. Depremin merkez üssüne yakın konumu ve alüvyon havzasının sismik büyütme etkisi nedeniyle Sakarya, yalnızca en ağır hasarı alan kentlerden biri olmakla kalmamış, aynı zamanda risk üreten yapılaşma pratiklerinin en berrak biçimde görünür olduğu bir vaka çalışmasına dönüşmüştür.
Aradan geçen çeyrek asrı aşkın sürede kentin planlama, güçlendirme ve dönüşüm gündemi resmi söylemde “reaktif kriz yönetiminden proaktif risk yönetimine geçiş” olarak sunulsa da. Bağımsız araştırmacı bakışıyla bu söylemin sahadaki karşılığının, en iyimser deyişle kısmi kaldığı, en gerçekçi okumayla ise “risk azaltma söylemi altında sürdürülen bir rant önceliklendirmesi” olduğu ifade edilebilir
Sakarya’nın 1999’da yaşadığı orantısız yıkımın teknik nedeni bilimsel olarak nettir: yerleşim, taşıma kapasitesi düşük, yeraltı su seviyesi yüzeye çok yakın alüvyon zeminler üzerindedir. Bu gerçek, 1999’dan çok önce de bilinmekteydi. Dolayısıyla asıl mesele bilinmeyenin öğrenilmesi değil, bilinenin karar süreçlerine yansıtılamamış olmasıdır.
Deprem sonrasında Sakarya’nın kentsel makroformu, resmi söylemin öne çıkardığı gibi zemin dezavantajlarından uzaklaşma motifiyle şehrin kuzey ve batı taraflarına doğru kaymıştır. Camili, Karaman, Korucuk ve özellikle Serdivan bu kaymanın gözde adresleridir. Bu değişiminin arka planı ise yalnızca jeoteknik değildir; aynı zamanda arsa değeri, gelir grubu ve mülkiyet sirkülasyonu üzerinden okunması gereken bir süreçtir.
Serdivan, Sakarya Üniversitesi’nin varlığı, alışveriş merkezleri ve yeni konut projeleriyle son on beş yılda hızla değerlenmiştir. Yılda on bini aşan nüfus artışı, öğrenci odaklı 1+1 ve 2+1 daire talebi, villa tipi konut trendinin yükselişi klasik bir soylulaştırma/değerlenme dinamiğini yansıtmaktadır.
Kırantepe’de (Paraşüt Tepe) TOKİ’nin 1.769 daireli projesi, yerel kamuoyunda “en manzaralı alanların belirli kesimlere açılması” ve “TOKİ dairesini alan hak sahibinin birkaç yıl içinde satıp bölgeden ayrılması”, tartışmaların ertesinde projenin 250 konuta ve SAÜ kampüs altındaki 53.350 m²’lik alana kaydırılması ile sonuç bulmuştur. Bu tür örüntüler, uluslararası literatürde devlet eliyle soylulaştırma (state-led gentrification) olarak kavramsallaştırılan sürece uymaktadır.
Serdivan sınırları içerisinde üniversite kampüsünün bulunmasına rağmen, yüksek kira bedellerinin başta öğrenciler olmak üzere deprem güvenli diye Serdivana gelenleri, yıllar içerisinde daha riskli bölgelere ve/ veya alt gelir grubu mahallelerine ittiği görülmektedir. Kısacası Serdivan örneği, “sağlam zemine kaçış” hikâyesinin altında yatan gelir ve statü ayrışmasının Sakarya’daki en görünür labaratuvarıdır.
Marmara Bölgesi Deprem Risk Azaltma Projesi (MEDRAP) kapsamında Sakarya’nın pilot il olarak seçilmesi ve yapı stoku envanter çalışmalarının yürütülmesi olumlu bir gelişme olarak görünmesine karşın, envanter verilerinin karar süreçlerine ne ölçüde girdi oluşturduğu, hangi mahallelerdeki hangi binaların önceliklendirildiği bağımsız olarak izlenebilir değildir; bu da envanter çalışmalarının kamu politikasına dönüşme mekanizmasının belirsizliğini işaret etmektedir.
Kentsel dönüşüm uygulamalarının, riskli bölgeleri güvenli hale getirmekten ziyade rant odaklı ilerlediği bağımsız meslek odaları tarafından açıkça ifade edilmektedir.
Sakarya bağlamında bu eleştirinin somut karşılığı iki düzlemde görülür:
*Dar gelirli vatandaşların dönüşüm sürecinde barınma sorunu
*Rezerv alan kararlarının, güvenli/hasarlı olup olmadığına bakılmaksızın topyekûn olarak sorunsuz yapılara da uygulanıyor olmasıdır.
Tığcılar mahallesi, Erenler (Küpçüler–Yenimahalle) örnekleri bu eleştirilerin adeta somut labaratuvarı niteliğindedir.
Güvenli konut sorununa paralel olarak olası bir depremde; “afet Toplanma ve Tahliye alanlarına ilişkin de kentte ciddi bir belirsizlik ve bilinmezlik söz konusudur.
Afet toplanma alanları bağlamında il genelinde yüzlerce nokta belirlenmiş olsa da, bu
alanların erişilebilirlik, güvenli tahliye rotalarıyla bağı ve yapılaşma baskısı altında korunma durumu düzenli bir bağımsız denetimi gerektirmektedir. Adapazarı’nın ve Serdivan’ın en bilinir, en merkezi ve yurttaşların geçmişte fiilen kullandığı toplanma alanlarının, (Cadde 54, Ada -Hayat vs.) ranta yönelik yapılaşmaya dönüştürülmüş olması bu endişeleri arttırmaktadır.
Sakarya’nın gerçek bir “Güvenli kentleşme yol haritasının” oluşturulmasına, zemin-merkezli deprem güvenli konut anlayışının, arsa değerli konut anlayışının önüne geçirilmesine, Şehrimizdeki Deprem Güvenliği politikalarına Toplumcu bir bakış açısı getirmesi dileğiyle Raporumuzu Kamuoyunun değerlendirmelerine sunuyoruz.
Bu vesile ile başta 17 ağustos depremi olmak üzere, ülkemizde yaşanan depremlerde yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz.




