Ülke genelinde gazeteciler sokakta. İstanbul’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Van’a kadar meslek örgütleri meydanlara iniyor.
Ülke genelinde gazeteciler sokakta. İstanbul’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Van’a kadar gazeteciler meydanlara iniyor. Sansüre, erişim engellerine, gözaltılara ve basının üzerine çöken o ağır gölgeye karşı tek bir ağızdan haykırıyor: "Haber alma hakkımız engellenemez!"
Gözler haritaya takılıyor. Yanı başımızdaki Kocaeli listede var. Bursa var.
Peki Sakarya?
Eylem çağrısının açıklandığı şehirler arasında Sakarya yok.
Ben de Sakarya’da gazetecilik yapıyorum. Her gün bu şehrin haberlerini takip ediyor, yaşananları aktarıyor, sorulması gereken soruları sormaya çalışıyorum. Dolayısıyla bu soruyu yalnızca başkalarına yöneltmiyorum. Kendime de soruyorum. Biz Sakarya’da gazeteciler olarak neden ortak bir ses çıkarmıyoruz?
Yerel basının büyük bir bölümünde belediyelerin basın bültenlerini noktasına virgülüne dokunmadan kopyalayıp yapıştırmak, habercilik sayılır hale gelmiş.
Oysa habercilik, bir kurumun ne söylediğini aktarmakla bitmez. Söylenenin doğruluğunu araştırmak, söylenmeyeni sormak ve yurttaşın hayatını etkileyen kararların peşine düşmek gazeteciliğin parçasıdır.
Peki, bütün bunları konuşurken gazetecilerin geçim derdini görmezden gelebilir miyiz?
Asgari ücretle çalışan, ay sonunu getirmeye uğraşan, işini kaybetme kaygısı taşıyan gazetecilerden söz ediyorum. Geçimini sağlama mücadelesi veren bir gazetecinin ayrıca mesleki bağımsızlığını koruma mücadelesi vermesi ya da verememeside konuşmamız gereken bir mesele.
İşin en acı tarafı ise şu: Bu suskunluk sadece gazetecilerin kendi iç meselesi değildir.
Sakarya halkının sorunlarını kim manşete taşıyacak? İşçinin ücretini, esnafın geçim derdini, öğrencinin barınma sorununu, yurttaşın yanıt bekleyen sorularını kim takip edecek?
Bir şehirde gazetecilerin bir araya gelememesi yalnızca meslek örgütlerinin ya da birkaç gazetecinin sorunu olarak görülemez. Bu durumun nedenlerini konuşmak, kendi mesleğimizi ve içinde çalıştığımız koşulları sorgulamak zorundayız.
Çünkü biz yalnızca haber yapan insanlar değiliz. Aynı zamanda bu şehirde yaşayan insanların neyi öğrenebildiği, hangi sorunların görünür olduğu ve hangi soruların kamuoyuna taşındığı üzerinde sorumluluk taşıyoruz.
Ya bülten kopyalayıp günü kurtaran memurlar olarak anılacağız ya da mesleğimizin haklarını, bağımsızlığını ve yurttaşın haber alma özgürlüğünü birlikte savunmanın yollarını arayacağız.